Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, Küresel Krizlerde Türkiye’nin Rolüne Dikkat Çekti
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, “Bundan sonraki süreçte de Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, her türlü krizin çözümünde adaleti merkeze alan bir çözüm için diplomasinin tüm imkanlarını kullanmaya devam edeceğiz.” dedi. Duran, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve SETA tarafından bir otelde düzenlenen “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” konferansına katılarak önemli açıklamalarda bulundu.
NATO’nun, dünyanın “Soğuk Savaş” iklimine girdiği bir dönemde üye ülkelerin güvenliğini teminat altına almak ve dönemin jeopolitik gerilimleri karşısında kolektif bir savunma ve caydırıcılık mekanizması oluşturmak amacıyla kurulduğunu belirten Duran, şöyle konuştu:
“Bugün baktığımızda, NATO bu anlamda misyonunu önemli ölçüde gerçekleştirdi. Fakat Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle 1990’lı yıllarda hem NATO hem de tüm küresel aktörler için güvenlik yaklaşımlarını yeniden değerlendirme zarureti ortaya çıktı. İşte tam bu evrede NATO, klasik savunma anlayışının ötesine geçerek bazı çok boyutlu görevler üstlendi. Bu bir anlamda gelişen şartlar karşısında ittifakın kendini güncelleyebilme kapasitesinin de bir tezahürüydü. Günümüzde uluslararası sistem açısından tekrar yeni bir konjonktürle karşı karşıyayız. Haliyle NATO ittifakı da tekrar güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıya. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda birbiriyle farklı başlıklarda kesişen çok sayıda krizin aynı anda yaşandığını; uluslararası sistemi ayakta tutan yapılarda ciddi kırılmaların meydana geldiğini vemos görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, uluslararası düzen, çok boyutlu ve derin bir kırılma yaşıyor. Geçici bir kriz döneminden çok kalıcı ve yapısal bir dönüşüm evresi olarak tanımlayabileceğimiz bu süreç; yeni sorunları beraberinde getirdiği gibi doğal olarak yeni çözümlere olan ihtiyacı da perçinliyor.”
NATO Dönüşmek ve Güçlü Bir Yaklaşım Benimsemek Zorundadır
Rusya-Ukrayna savaşının Soğuk Savaş sonrası dönemin en büyük meydan okumalarından biri olduğuna dikkati çeken Duran, bu gelişmenin Avrupa’da güvenliğin ve savunmanın nasıl sağlanacağı sorusunu da gündeme getirdiğini vurguladı. Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemiyle ABD’nin NATO’ya ilişkin ortaya koyduğu yeni yaklaşım ile “NATO’dan ayrılabileceğine” yönelik mesajların Avrupa ülkelerini savunma kapasitelerini güçlendirmeye ve güvenlik politikalarına yeniden öncelik vermeye sevk ettiğini belirten Duran, şunları kaydetti:
“Türkiye ise bu tablo karşısında NATO ittifakının iş birliğini güçlendirmesi ve dayanıklılığını her anlamda daha da artırması gerektiğini vurguladı, vurgulamayı da sürdürüyor. Ne var ki NATO üyesi ülkelerin; kendi önceliklerini göz önünde bulundurarak farklı savunma paradigmalarını benimsediklerini, bunun da doğal olarak ittifak içerisinde bazı fikir ayrılıklarını doğurduğunu müşahede ediyoruz. Bu durum bize şunu açık biçimde gösteriyor: NATO, yapısal savaş ortamında kendisini dönüştürerek dayanıklılığı, caydırıcılığı ve kriz yönetimini merkeze alan güçlü ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundadır. Türkiye, bu bağlamda NATO’ya, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da çok ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir. Aynı şekilde, NATO da Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında çok önemli bir ittifaktır.”
Türkiye 360 Derece Güvenlik Perspektifiyle Örnek Oluyor
Burhanettin Duran, bugünün krizleri konuşulurken ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın küresel sistemde bir eskalasyon endişesini doğurduğunun da gözden kaçırılmaması gerektiğini ifade ederek şu sözleri kullandı:
“40 gün boyunca süren gerilim, dünyanın farklı noktalarındaki krizlerin çatışmalara evrilme ihtimalini canlı tutmakta ve geleneksel güvenlik paradigmasının dönüşümünü de tetiklemektedir. Oluşan bu jeopolitik rekabet ortamı da silahlanma, etnik ve mezhepsel çatışmalar, enerji ve ticaret savaşları gibi birçok riski uhdesinde barındırıyor. Üstelik küresel sistemin işleyişinde önemli rolü olan uluslararası kurum ve kuruluşların bu tablo karşısında etkisiz kaldığı bir gerçek. Bakınız bugün Birleşmiş Milletler, çatışmalara müdahale etme, onları durdurma ya da önleme noktasında işlevini büyük ölçüde yitirmiş halde. Sözünü ettiğimiz bu gelişmeler NATO’nun kendi içindeki dayanıklılığını ve iş birliğini tahkim etmesinin ne denli hayati olduğunu bizlere gösteriyor. Türkiye bu anlamda NATO’nun en stratejik paydaşlarından biridir. Jeopolitik konumu ve tarihsel bağlarıyla Orta Doğu’da sözü geçen; Karadeniz’in ve Doğu Akdeniz’in güvenliği konusunda ise ittifak içerisinde öne çıkan bir aktördür. Aynı zamanda, Türkiye, benimsediği 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetme konusunda NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır.”
Krizlerin Çözümünde Türkiye Olmadan Denklem Kurulamaz
Türkiye’nin barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde güvenli bir liman olduğunu belirten Duran, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Bugün barış, huzur, istikrar denince akla ilk Türkiye gelmekte; Suriye’den Gazze’ye, Körfez’den Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmaya kadar hiçbir yerde Türkiye’siz bir denklem kurulamamaktadır” sözlerini hatırlattı.
Duran, Türkiye’nin son dönemdeki diplomatik başarılarını şu sözlerle anlattı:
“Rusya-Ukrayna krizinde lider diplomasisi yürüterek tarafları barış masasında bir araya getirdik. Tahıl koridoru anlaşmasıyla dünyayı gıda krizinden kurtardık. Karabağ krizinin çözümünde kilit rol oynadık. Keza Afrika Boynuzu’nda Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlığın çözüm adresi Ankara olmuştur. Son olarak Türkiye, ABD ile İran arasında iki haftalık ateşkesin sağlanmasına da ciddi katkılarda bulunmuştur. Aslında Türkiye, krizin savaşa evrilmemesi için diplomasinin tüm imkanlarını en baştan itibaren devreye sokmuştur. Liderler arasında diyalog kurma girişimi de dahil olmak üzere farklı inisiyatifleri ortaya koyduk. Savaş başladıktan sonra ise, ABD ve İran ile doğrudan görüşmeler de dahil geniş bir diplomatik seferberlik ilan ettik.”
NATO Zirvesi’nin Ankara’da Yapılması Büyük Önem Taşıyor
NATO Zirvesi’nin bu yıl Ankara’da gerçekleşecek olmasının anlamlı olduğunu belirten Duran, sözlerini şöyle tamamladı:
“Böylesi stratejik önemi haiz bir ülkenin başkentinde liderlerin vereceği mesajlar, NATO’nun geleceği açısından belirleyici olacaktır. İletişim alanı artık çatışma ve savaşların bizzat parçası haline gelmiştir. Dezenformasyon ve yapay zeka tabanlı sahte içerikler karşısında bütüncül bir stratejik iletişim yaklaşımı şarttır. Modern çağda barış ve adaleti tesis edecek küresel güvenlik mimarisi, mutlaka hakikat temelli bir iletişim alanına ihtiyaç duymaktadır.”

