ANKARA / TEKHA
Av. Ümmühan Bedihağaoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasının ardından kaleme aldığı değerlendirme yazısında, Filistin meselesinin yalnızca Ortadoğu’nun değil, aynı zamanda mevcut uluslararası sistemin de en önemli sınavlarından biri olduğuna dikkat çekti.
Bedihağaoğlu, Birleşmiş Milletler reformu tartışmasının Filistin meselesinden bağımsız ele alınamayacağını belirterek, Gazze’de yaşanan insani krizin uluslararası kuruluşların etkinliği, Güvenlik Konseyi’nin karar alma kapasitesi ve uluslararası hukukun uygulanabilirliği konularını yeniden gündemin merkezine taşıdığını ifade etti.
Gazze’de yaşananlar, uluslararası siyasetin alışılmış tartışma başlıklarını aşan bir tablo ortaya koyuyor. Sivil kayıplar, geniş çaplı yıkım, sağlık altyapısının zarar görmesi ve insanların yerlerinden edilmesi, dünyanın gözü önünde ağır bir insani krize dönüşmüş durumda. Uluslararası toplum ise bu krize karşı ortak ve etkili bir tutum geliştirme konusunda ciddi bir sınav veriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında Filistin’e geniş yer ayırmasının, Türkiye’nin uzun süredir takip ettiği dış politika çizgisinin devamı niteliğinde olduğunu belirten Bedihağaoğlu, Ankara’nın Filistin devletinin tanınmasını ve 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan iki devletli çözümün hayata geçirilmesini savunduğunu hatırlattı.
Ancak Filistin meselesi, yalnızca diplomatik açıklamalarla veya uluslararası toplantılarda dile getirilen temennilerle çözülebilecek bir sorun olmaktan çoktan çıktı. İsrail’in güvenlik kaygıları, Filistinlilerin bağımsızlık ve egemenlik talepleri, Gazze’nin geleceği, Batı Şeria’daki yerleşimler ve Kudüs’ün statüsü gibi başlıklar, çözüm arayışının ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.
Bu karmaşık tablonun en kritik unsurlarından biri ise Birleşmiş Milletler’in rolü.
Bedihağaoğlu, Gazze’de yaşananların şu temel soruyu yeniden gündeme getirdiğini ifade etti:
“Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler mekanizmaları, tarafların üzerinde uzlaşamadığı ağır krizlerde ne ölçüde etkili olabiliyor?”
Bu soru, yalnızca Filistin meselesinin değil, uluslararası düzenin geleceğinin de merkezinde yer alıyor. Zira bir yanda uluslararası hukukun evrenselliği ve sivillerin korunması ilkeleri bulunurken, diğer yanda Güvenlik Konseyi’nin yapısı ve veto mekanizmasının karar alma süreçleri üzerindeki etkisi tartışılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” yaklaşımı çerçevesinde Güvenlik Konseyi’nin veto sistemine yönelik eleştirilerinin de bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini belirten Bedihağaoğlu, Türkiye’nin özellikle insani krizlerin birkaç daimi üyenin tutumuna bağlı kalmasının Birleşmiş Milletler sisteminin temsil ve etkinlik sorunlarını görünür hale getirdiği görüşünde olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte, Filistin meselesinin çözümünü yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısal reformuna bağlamak da gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Uluslararası kuruluşların karar alma mekanizmaları önemli olmakla birlikte, sahadaki siyasi irade, güvenlik kaygıları ve taraflar arasındaki derin güvensizlik devam ettiği sürece kalıcı bir çözümün önündeki engeller varlığını sürdürecektir.
Bu nedenle çözüm arayışının, yalnızca “kim haklı?” sorusuna indirgenmemesi gerekiyor. Asıl mesele; sivillerin korunması, insani yardımın kesintisiz ulaştırılması, uluslararası hukuka uyulması ve her iki toplumun da güvenlik içinde yaşayabileceği siyasi bir zeminin oluşturulmasıdır.
Türkiye’nin savunduğu iki devletli çözüm yaklaşımı da bu çerçevede önem taşıyor. Ankara, Filistin devletinin tanınmasını ve Filistinlilerin uluslararası hukuk temelindeki haklarının güvence altına alınmasını savunurken, bölgede kalıcı barışın ancak siyasi bir çözümle mümkün olabileceğini vurguluyor.
Bedihağaoğlu’na göre Gazze’de yaşananlar, uluslararası toplumun yalnızca diplomatik söylemlerini değil, somut sorumluluklarını da yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Çünkü uluslararası hukukun varlığı kadar, bu hukukun kriz anlarında uygulanabilmesi de önem taşıyor.
Bugün Filistin meselesi, Ortadoğu’daki siyasi dengelerin ötesinde bir anlam taşıyor. Bu mesele, uluslararası toplumun sivillerin korunması konusunda ortak bir irade oluşturup oluşturamayacağını, uluslararası hukukun ne ölçüde hayata geçirilebildiğini ve Birleşmiş Milletler sisteminin krizler karşısındaki etkinliğini gösteren önemli bir ölçüt haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak, Filistin meselesi yalnızca bir coğrafyanın veya iki halk arasındaki siyasi anlaşmazlığın konusu değildir. Aynı zamanda adalet, hukuk, egemenlik, güvenlik ve uluslararası sorumluluk kavramlarının gerçek hayatta ne anlama geldiğini ortaya koyan küresel bir sınavdır.
Bedihağaoğlu, bu nedenle Gazze’de yaşananların, “Dünya 5’ten büyüktür” tartışmasının en somut örneklerinden biri olarak uluslararası gündemdeki yerini koruduğunu belirterek, kalıcı barışın ancak uluslararası hukukun, siyasi iradenin ve insan haklarının birlikte esas alındığı bir çözüm zeminiyle mümkün olabileceğine dikkat çekti.

