Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya

İletişim Başkanı Duran: Gelecek İnsanların Elinde Kalmalı

İSTANBUL / TEKHA Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, TRT World

İSTANBUL / TEKHA

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, TRT World Forum 2026 kapsamındaki “Algoritmik Çağda Kontrol Kimde? Şirketler, Devletler, Vatandaşlar” başlıklı oturumun açılışında değerlendirmelerde bulundu. Dijital çağın getirdiği dönüşümün boyutlarına işaret eden Duran, konuşmasına şu sözlerle başladı:

“Dünkü açılışta yaptığım konuşmada, küresel düzenin durumuna ve karşı karşıya olduğumuz yeni gerçekliklere değinmiştim. Bugün ise değerli uzmanlarla birlikte daha spesifik ve belki de daha zor bir soruyu inceleyeceğiz. Algoritma çağında idare kimde? Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki dijital devrimle şekillenen bir çağda. Daha derin bir düzeyde karşı karşıya olduğumuz şey, bir egemenlik meselesi, bir adalet meselesi ve bazen de insanlığın kendisiyle ilgili bir meseledir”

Editoryal İradeden Algoritmik Kararlara Geçiş

Geleneksel medya ile dijital platformlar arasındaki yapısal farkı ele alan Duran, haberciliğin karşılaştığı finansal ve mesleki zorlukları şu şekilde aktardı:

“On yıllar boyunca gazeteciliğin kendi ‘kapı bekçileri’ vardı. Editörler haberlerin doğrulanıp doğrulanmadığına, kamu yararına hizmet edip etmediğine ve haksız bir zarara yol açmadan yayımlanıp yayımlanamayacağına karar verirlerdi. Hepimiz biliyoruz ki sonuçta gazetelerin sahipleri, ticari çıkarları ve siyasi bağlılıkları vardır. Ancak her editoryal kararın arkasında adı, mesleki yükümlülüğü ve sorgulanabilecek bir sorumluluğu olan bir insan duruyordu. Bugün bu bekçi giderek daha fazla bir algoritma haline geliyor. Yüzleşecek bir yüzü ve kararlarına bağlı bir ismi yok. Bu tehlike gazetecilik için ne anlama geliyor? Bir gazeteci tanıklarla mülakat yapmak, belgeleri kontrol etmek ve bir haberi doğrulamak için haftalar harcayabilir. Bir yazı işleri ekibi editörlere, mütercimlere ve hukuk uzmanlarına ödeme yapar. İnternette yayımlandığında, haberin erişimi gazetecinin açıklayamadığı kararlar veren bir algoritmaya bağlıdır. Platform bu ilgiden kar sağlar. Yapay zeka, araştırmayı kaynağını belirtmeden özetleyebilir. Okuyucular bilgiye ulaşırken, o bilgiyi üreten haber merkezi finansal zorluk çeker. Haber artık tek bir tıkla erişilebilir durumda. Peki o halde bir çatışma bölgesinden bildiren muhabirin parasını kim ödeyecek? Perde arkasında çalışan editörün parasını kim ödeyecek? Gazetecilik sadece görünürlükle ayakta kalamaz. Gazeteciliğin bağımsızlığa, finansal desteğe ve güçlü meslek ilkelerine ihtiyacı vardır. Hepsinden önemlisi, gazeteciliğin kendisi onu duyması gereken insanlara ulaşmalıdır”

Kültürel Aktarım Ve Dijital Tercihler

Genç kuşakların geçmişi dijital araçlar üzerinden öğrenme sürecini yorumlayan Duran, kullanıcı seçimlerinin arka planına dair şu soruları yöneltti:

“Her milletin kendi tarihi, kültürü, dili ve değerleri vardır. Ancak bugün genç nesiller tarihlerini ve kültürel miraslarını giderek daha fazla dijital platformlar aracılığıyla keşfediyor. Ülkesinin tarihini internette arayan genç bir insanı hayal edin. Milyonlarca insan dünyayı anlamak için bu sistemlere başvururken şu soruyu sormalıyız. Gelecek nesillerin kendi geçmişleri hakkında ne bileceğine kim karar verecek? Algoritma çağında idare kimde? Teknoloji şirketleri idarenin kullanıcılarda olduğunu söylüyor. Ne izleyeceklerini, okuyacaklarını veya paylaşacaklarını kendileri seçiyorlar. Ancak algoritmalar ekranlarımızda neyin görüneceğine çoktan karar vermişken bu seçim ne kadar özgür olabilir?”

Dijital Egemenlik Ve İnsan Odaklı Üç İlke

Çok uluslu teknoloji firmalarının güç alanına karşı ulusal reflekslerin gerekliliğini vurgulayan Duran, yol haritasını şu sözlerle çizdi:

“Devletler kanunlar çıkarabilir ve düzenlemeler yapabilir. Yine de teknoloji devleri sınırları aşıyor, muazzam miktarda veriyi kontrol ediyor ve birçok ülkenin ötesinde kaynakları yönetiyor. Ne şirketler ne de devletler bu soruyu tek başlarına yanıtlayabilir. Ve dijital dünyanın geleceğini asla tamamen birkaç güçlü aktörün eline bırakmamamız gerektiğine yürekten inanıyorum. Türkiye için bu aynı zamanda bir dijital egemenlik meselesidir. Bir millet verilerini koruma, kültürel kimliğini muhafaza etme ve kendi hikayesini dünyaya anlatma kapasitesine sahip olmalıdır. Peki teknolojinin insanlığın hizmetinde kalmasını nasıl sağlayabiliriz? Bize yol göstermesi gereken üç temel ilke olduğuna inanıyorum”

İlkelerin içeriğini detaylandıran Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birinci ilke ‘hesap verebilirlik’tir. Teknoloji şirketleri kararlarının sorumluluğunu taşımadan kamusal yaşam üzerinde bu derece devasa bir etki kuramazlar. Algoritmaların nasıl çalıştığı konusunda daha fazla şeffaflığa ihtiyacımız var. İnsanlar içeriklerinin neden kısıtlandığını, neden bazı bilgilerin diğerlerinden daha fazla ilgi gördüğünü ve adil olmadığını düşündükleri kararlara nasıl itiraz edebileceklerini anlayabilmelidir. İkinci ilke ‘algoritmik dağıtımda adalet’tir. Bazı seslerin milyonlarca insana ulaştığı, bazılarının ise neredeyse hiç duyulmadığı bir dijital dünyayı kabul edemeyiz. Bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve adil muamele; milliyeti, dili veya yaşadığı yer ne olursa olsun herkes için eşit şekilde geçerli olmalıdır. Üçüncü ilke ise çoğulculuktur. Dijital dünya, dünyanın kendi çeşitliliğini yansıtmalıdır. Tek bir ülke, kültür veya şirket ona hakim olmamalıdır”

Küresel Temsil Ve Kamu Yayıncılığı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın uluslararası sisteme yönelik tezinin dijital sahada da geçerli olduğunu belirten Duran, Türkiye’nin kurumlarıyla üstlendiği misyona dikkat çekti:

“Sayın Cumhurbaşkanımız uluslararası topluma ‘Dünya beşten büyüktür’ sözünü defaatle hatırlatmıştır. Aynı ilkenin dijital dünyayı anlayışımıza da rehberlik etmesi gerektiğine inanıyorum. Dijital dünya da bir avuç teknoloji şirketinden büyüktür. Farklı milletlerden, kültürlerden ve dillerden insanlara aittir. Onların sesleri, deneyimleri ve bakış açıları küresel bilgi ortamında kendine yer bulmalıdır. Türkiye, daha adil ve daha kapsayıcı bir dijital düzene katkıda bulunmakta kararlıdır. Bu taahhüt, kamu yayıncımız TRT’nin ve Anadolu Ajansı’nın çalışmalarında kendini göstermektedir. TRT ve Anadolu Ajansı, farklı dillerdeki habercilikleriyle gerçeği dünyanın dört bir yanındaki izleyicilere ulaştırmaya devam ediyor. Dezenformasyonla mücadele etmek ve insanların güvenilir bilgiye erişimini sağlamak için yorulmadan çalışıyorlar. Hepsinden önemlisi, sesi duyulamayacak olanlara ses oluyor ve hikayelerinin dünyaya ulaşmasını sağlıyorlar. Ve bu misyonu zaman zaman çok büyük insani bedeller ödeyerek yürütüyorlar”

Gazze Sahasındaki Hakikat Mücadelesi Ve Sansür

Sahada görev yapan basın mensuplarının karşılaştığı risklere değinen Duran, platformların uyguladığı kısıtlamaları şu örneklerle paylaştı:

“Gazze’de Anadolu Ajansı, İsrail’in hava saldırısında hayatını kaybeden serbest kameramanı Montaser Al-Sawaf’ı kaybetti. TRT Arabi kameramanı Sami Şehade, Gazze’den bildirdiği sırada ağır yaralandı ve sağ bacağını kaybetti. Bu gazeteciler dünyada olup bitenleri göstermek için hayatlarını riske attılar. Ancak gerçek belgelense bile, dünyanın onu göreceğinin bir garantisi yoktur. Büyük dijital platformlarda, Gazze’den gelen haberler ve görüntüler kaldırıldı, kısıtlandı veya hassas ya da grafik içerik olarak etiketlendi. Bağımsız insan hakları örgütleri bile otomatik sistemlerin meşru haberciliği nasıl kısıtladığını ve Filistinlilerin sesini nasıl susturduğunu belgelemiştir. Ve bu durum bizi algoritma çağındaki dezenformasyonun en rahatsız edici yönlerinden birine getiriyor”

Görünmez Kılınan Hakikat Ve İnsan Muhakemesi

Dezenformasyonun görünmeyen boyutuna ve teknolojinin denetimine ilişkin nihai değerlendirmesini paylaşan Duran, konuşmasını şu ifadelerle noktaladı:

“Dezenformasyonu genellikle yanlış haberlerin yayılması olarak düşünürüz. Peki ya gerçeğin kendisi gözlerden uzaklaştırıldığında ne olur? Gazeteciler kanıt toplamak için hayatlarını riske attığında ama algoritmalar çalışmalarının kamuoyuna ulaşmasını engellediğinde ne olur? Gerçek görünmez kılındığında dezenformasyon daha da güçlü hale gelir. Algoritma çağında idarenin kimde olduğunu sorarak başladık. Belki de daha önemli soru, onu kimin kontrol etmesi gerektiğidir. Benim cevabım şudur ki gelecek, insanların elinde kalmalıdır. Muhakeme yürütebilen, gerçeği savunabilen ve seçimlerinin sorumluluğunu üstlenebilen insanların, bu yeteneklere sahip insanların elinde kalmalıdır. Yönümüzü algoritmalara teslim etmek yerine, algoritmalara insani ve etik bir yön vermeliyiz”