ANKARA / TEKHA
Milli İstihbarat Akademisi (MİA), İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikalarının tarihsel, ideolojik ve askeri boyutlarını inceleyen kapsamlı bir çalışma yayımladı. ‘İsrail Yayılmacılığının Anatomisi’ adını taşıyan raporda, bu stratejilerin bölgesel güvenliğe etkileri masaya yatırıldı.
Bölgesel Hegemonya Arayışı Ve Riski
Çalışmada, İsrail’in bölgesel hegemonya kurma çabalarında ABD desteğinin kritik rol oynadığına dikkat çekildi. Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, kaleme aldığı ön sözde, Gazze’deki soykırım boyutu kazanan eylemlerin, Batı Şeria’daki idari ilhakların ve Lübnan ile Suriye’ye yönelik saldırıların küresel istikrarsızlığı tetiklediğini vurguladı. Köse, Türkiye’nin güvenlik yaklaşımının bölge ülkelerinin egemenliğini güçlendirmeyi hedeflediğini, buna karşın İsrail’in komşu aktörlerin zayıf kalması üzerinden strateji yürüttüğünü kaydetti.
Teolojik Gerekçelerle Siyasal Meşruiyet
Rapora göre, İsrail sözde teolojik dayanaklarla yayılmacılığını meşrulaştırmaya çalışıyor. Siyonist ve radikal sağ unsurların devlet mekanizmalarında güç kazanmasıyla birlikte bu talepler resmi politika haline geliyor. 7 Ekim sonrasında izlenen stratejinin yeni bir evreye evrildiği, toprak merkezli, hukuki ve demografik uygulamaların birbirini tamamladığı ifade ediliyor.
Radikal Sağın Devlet İçindeki Yükselişi
Siyasi yelpazenin kenarındaki radikal sağ akımların artık yönetim merkezine yerleştiği belirtilen raporda, sözde yerleşimci hareketlerin idari kadrolarda yer bulduğu kaydedildi. Bu durum, hükümet değişikliklerinin tek başına bu politikaları durduramayacağını gösteriyor.
ABD Bağımlılığı Ve Stratejik Açmazlar
İsrail’in askeri kapasitesinin uzun süreli yüksek yoğunluklu çatışmaları tek başına sürdürmeye yetmediği, bu noktada ABD’ye bağımlı olduğu vurgulandı. Öte yandan, Gazze’deki yıkımın özellikle Batılı genç kuşaklarda yarattığı tepkinin uzun vadede destek mekanizmalarını riske attığı ifade edildi.
Terörsüz Türkiye Ve Bölgesel Dayanıklılık
Çalışmada, Türkiye’nin ‘Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ vizyonunun, Türk, Kürt ve Arap toplulukları arasındaki bağları perçinleyen stratejik bir kalkan işlevi gördüğü belirtildi. Bu yaklaşımın dış müdahalelere karşı bölgesel dayanıklılığı artırdığı kaydedildi.

